SÛRELER

Şuarâ sûresinin meali (anlamı), 151-200 Ayetleri

Ayet 151: Ve müsriflerin (haddi aşanların) emrine itaat etmeyin.
Ayet 152: Onlar (müsrifler), yeryüzünde fesat çıkarırlar ve ıslâh etmezler.
Ayet 153: “Sen, sadece büyülenenlerdensin.” dediler.
Ayet 154: Sen, bizim gibi bir insandan başka bir şey değilsin. Öyleyse eğer sen, sadıklardan isen bize bir âyet (mucize) getir.
Ayet 155: (Salih A.S): “İşte bu dişi deve. Su içme hakkı onun. Bilinen (belirlenen) gün(ler)de de su içme hakkı sizin.” dedi.
Ayet 156: Ve ona kötülükle dokunmayın. (Dokunursanız) o zaman büyük günün azabı sizi alır (yakalar).
Ayet 157: Buna rağmen onu kestiler. Sonra da pişman oldular.
Ayet 158: Böylece onları azap aldı (yakaladı). Muhakkak ki bunda mutlaka bir âyet (ibret) vardır. Ve onların çoğu mü’min olmadılar (Allah’a ulaşmayı dilemediler).
Ayet 159: Ve muhakkak ki senin Rabbin, elbette O, Azîz’dir (yüce), Rahîm’dir (Rahîm esmasıyla tecelli eden).
Ayet 160: Lut (A.S)’ın kavmi (de) mürselini (resûlleri) tekzip etti (yalanladı).
Ayet 161: Onların kardeşi Lut (A.S) da onlara: “Siz takva sahibi olmayacak mısınız (Allah’a ulaşmayı dilemeyecek misiniz)?” demişti.
Ayet 162: Muhakkak ki ben, sizin için emin bir resûlüm.
Ayet 163: Öyleyse Allah’a karşı takva sahibi olun (Allah’a ulaşmayı dileyin). Ve bana itaat edin (bana tâbî olun).
Ayet 164: Ve ona (tebliğime) karşı sizden bir ücret istemiyorum. Benim ücretim sadece âlemlerin Rabbine aittir.
Ayet 165: Siz âlemlerden (insanlardan) erkeklere mi gidiyorsunuz (yaklaşıyorsunuz)?
Ayet 166: Ve Rabbinizin sizin için yarattığı zevcelerinizi (eşleriniz olan kadınlarınızı) bırakıyorsunuz. Hayır, siz azgın (haddi aşan) bir kavimsiniz.
Ayet 167: “Ey Lut! Eğer gerçekten sen, (bizi uyarmaktan) vazgeçmezsen, sen mutlaka (yurdundan) ihraç edilenlerden (çıkarılanlardan, kovulanlardan) olacaksın.” dediler.
Ayet 168: “Muhakkak ki ben, sizin amellerinize şiddetle buğzedenlerdenim (kızanlardan, tiksinenlerdenim).” dedi.
Ayet 169: Rabbim, beni ve ehlimi (ailemi ve bana tâbî olanları), onların yaptıklarından kurtar.
Ayet 170: Bunun üzerine Biz de onu ve ehlini (ailesini ve ona tâbî olanları), hepsini kurtardık.
Ayet 171: Geride kalanların içinde bir ihtiyar kadın (Lut (A.S)’ın hanımı) hariç.
Ayet 172: Sonra diğerlerini dumura uğrattık (nesillerini sona erdirdik).
Ayet 173: Ve onların üzerine yağmur yağdırdık. İşte bu uyarılanların yağmuru, çok kötü idi.
Ayet 174: Muhakkak ki bunda mutlaka bir âyet (ibret) vardır. Ve onların çoğu mü’min olmadılar (Allah’a ulaşmayı dilemediler).
Ayet 175: Ve muhakkak ki senin Rabbin, elbette O, Azîz’dir (yüce) Rahîm’dir (Rahîm esmasıyla tecelli eden).
Ayet 176: Eyke halkı (da) mürselini (resûlleri) tekzip etti (yalanladı).
Ayet 177: Şuayb (A.S) onlara: “Siz takva sahibi olmayacak mısınız (Allah’a ulaşmayı dilemeyecek misiniz)?” demişti.
Ayet 178: Muhakkak ki ben, sizin için emin bir resûlüm.
Ayet 179: Öyleyse Allah’a karşı takva sahibi olun (Allah’a ulaşmayı dileyin). Ve bana itaat edin (bana tâbî olun).
Ayet 180: Ve ona (tebliğime) karşı sizden bir ücret istemiyorum. Benim ücretim sadece âlemlerin Rabbine aittir.
Ayet 181: Ölçüyü ifa edin (mizanınızı eksiye düşürmeyin). Ve muhsirinden (nefslerini hüsrana düşürenlerden, kaybettiği dereceler kazandığı derecelerden fazla olanlardan) olmayın.
Ayet 182: İstikamet üzere olanların (Allah’a ulaşmayı dileyenlerin) kıstası (ölçüsü) ile (kaybettiğiniz derecelerden daha fazla derece kazanın) tartın.
Ayet 183: İnsanların şeylerinden kısmayın (Allah’a ulaşmayı dilemelerine mani olarak, kazandıkları derecelerin, kaybettiği derecelerden az olmasına sebebiyet vermeyin). Ve (buna sebep olarak) yeryüzünde fesat çıkararak bozgunculuk yapmayın.
Ayet 184: Ve sizi ve evvelki toplumları yaratana karşı takva sahibi olun (Allah’a ulaşmayı dileyin).
Ayet 185: “Sen sadece büyülenmişlerdensin.” dediler.
Ayet 186: Ve sen, bizim gibi bir insandan başka bir şey değilsin. Ve biz, seni mutlaka yalancılardan zannediyoruz.
Ayet 187: Öyleyse eğer sen, sadıklardan (doğru söyleyenlerden) isen üzerimize gökyüzünden bir parça düşür.
Ayet 188: (Şuayb A.S): “Rabbim, sizin yaptıklarınızı çok iyi bilir.” dedi.
Ayet 189: Böylece onu tekzip ettiler (yalanladılar). Bunun üzerine, “gölge günün azabı” onları aldı (yakaladı). Muhakkak ki o, azîm günün (büyük bir günün) azabıydı.
Ayet 190: Muhakkak ki bunda, mutlaka bir âyet (ibret) vardır. Ve onların çoğu, mü’min olmadılar (Allah’a ulaşmayı dilemediler).
Ayet 191: Ve muhakkak ki senin Rabbin, elbette O, Azîz’dir (yüce), Rahîm’dir (Rahîm esmasıyla tecelli eden).
Ayet 192: Ve muhakkak ki O (Kur’ân), gerçekten âlemlerin Rabbinden indirilmiştir.
Ayet 193: O’nu, Ruh’ûl Emin (Cebrail A.S) indirdi.
Ayet 194: Nezirlerden (uyaranlardan) olman için senin kalbine.
Ayet 195: Apaçık bir Arap lisanı ile.
Ayet 196: Ve muhakkak ki O, evvelkilerin (kitaplarının) sayfalarında mutlaka vardır.
Ayet 197: Ve Benî İsrail’in ulemasının (âlimlerinin) O’nu bilmesi, onlar için bir delil olmadı mı?
Ayet 198: Ve eğer Biz, O’nu bir kısım a’cemine (Arap olmayan bir gruba) indirseydik.
Ayet 199: Böylece onlara, O’nu okusaydı (gene de) O’na îmân etmezlerdi (mü’min olmazlar, Allah’a ulaşmayı dilemezlerdi).
Ayet 200: Biz O’nu, mücrimlerin kalplerine işte böyle soktuk (işledik).