SÛRELER

Şuarâ sûresinin meali (anlamı)

Mekke'de nâzil olan bu sûre, 227 (ikiyüzyirmiyedi) âyettir. 224, 225, 226, 227. âyetleri (dört âyet) , Medine'de nâzil olmuştur. Şuarâ, şairler demektir; 224. âyetinde şairlerden sözedildiği için, sûre bu ismi almıştır. Muhaliflerin Kur'an'a karşı ileri sürdükleri iddialarından biri de, onun bir şair tarafından meydana getirilmiş olduğu idi. İşte Kur'an, Hz. Peygamber'in irşadı ile daha önceki peygamberlerin irşadlarının özde birleştiğini ve Kur'an'ın bir şair eseri olmadığını isbat ederek, bu iddiayı çürütmekte ve reddetmektedir.

Ayet 1: Tâ, Sin, Mim.
Ayet 2: Bunlar, Kitab-ı Mübin’in âyetleri’dir.
Ayet 3: Onlar mü’min olmuyorlar diye, neredeyse kendini helâk edeceksin.
Ayet 4: Eğer dileseydik gökten onlara âyet indirirdik. Böylece onların boyunlarını gölgelerdi de (hükmü altına alırdı da) ona itaat ederlerdi.
Ayet 5: Ve Rahmân’dan hiçbir yeni zikir (emir) gelmez ki, ondan yüz çevirmiş olmasınlar.
Ayet 6: Böylece onlar yalanladılar. Fakat alay etmiş oldukları şeyin haberleri onlara yakında gelecek.
Ayet 7: Onlar yeryüzünü görmediler mi? Orada çeşit çeşit çiftlerin hepsinden, nicelerini (nice bitkiler) yetiştirdik.
Ayet 8: Muhakkak ki bunda elbette âyet vardır. Ve (fakat) onların çoğu mü’min olmadılar.
Ayet 9: Ve muhakkak ki senin Rabbin, elbette Azîz’dir (yüce), Rahîm’dir (Rahîm esmasıyla tecelli eden).
Ayet 10: Ve Rabbin, Musa (A.S)’a zalimler kavmine gitmesi (için) nida etmişti.
Ayet 11: Firavun kavmi (hâlâ) takva sahibi olmuyorlar mı?
Ayet 12: (Musa A.S): “Rabbim, muhakkak ki ben, beni tekzip etmelerinden (yalanlamalarından) korkuyorum.” dedi.
Ayet 13: Ve göğsüm daralıyor ve dilim dönmüyor. Bunun için Harun’a gönder.
Ayet 14: Ve onlara göre ben, günahkârım. Bu yüzden beni öldürmelerinden korkuyorum.
Ayet 15: (Allahû Tealâ): “Hayır, haydi âyetlerimizle (ikiniz birden) gidin! Muhakkak ki Biz, sizinle beraber işitenleriz.” dedi.
Ayet 16: Haydi, firavuna (ikiniz) gidin ve böylece ona: “Muhakkak ki biz, âlemlerin Rabbinin resûlleriyiz.” deyin.
Ayet 17: Benî İsrail’i (İsrailoğulları’nı) bizimle beraber gönder!
Ayet 18: “Seni biz çocukken, içimizde himaye edip yetiştirmedik mi? Ve ömrünün birçok yılında içimizde kalmadın mı?” dedi.
Ayet 19: Ve sen, yapacağın işi yaptın (cinayet işledin). Ve sen, kâfirlerdensin.
Ayet 20: Musa (A.S): “Onu yaptığım zaman ben, dalâlette olanlardandım.” dedi.
Ayet 21: O zaman sizden korktuğumdan dolayı kaçtım. Fakat Rabbim, bana hikmet bağışladı. Ve beni, mürselinlerden (gönderilen elçilerden) kıldı.
Ayet 22: Ve bu bana lütufta bulunduğun ni’met, Benî İsrail’i (İsrailoğulları’nı) senin köle yapmandır.
Ayet 23: (Firavun): “Âlemlerin Rabbi nedir (ne demektir)?” dedi.
Ayet 24: (Musa A.S): “Eğer yakîn (hasıl ederek) inananlarsanız; (O), göklerin, yerin ve ikisi arasındakilerin Rabbidir.” dedi.
Ayet 25: (Firavun) etrafındakilere: “İşitmiyor musunuz?” dedi.
Ayet 26: (Musa A.S): “Sizin ve sizden evvelki atalarınızın da Rabbidir.” dedi.
Ayet 27: (Firavun): “Muhakkak ki size gönderilmiş olan resûlünüz mutlaka mecnundur (delidir).” dedi.
Ayet 28: (Musa A.S): “Eğer akletmiş olsanız, şarkın ve garbın (doğunun ve batının) ve ikisi arasındakilerin de Rabbidir.” dedi.
Ayet 29: (Firavun): “Eğer gerçekten benden başka bir ilâh edinirsen, seni mutlaka zindana atılanlardan kılarım.”
Ayet 30: (Musa A.S): “Sana apaçık bir şey getirsem de mi?” dedi.
Ayet 31: (Firavun): “Öyleyse sen, sadıklardan (doğru söyleyenlerden) isen, onu getir.” dedi.
Ayet 32: Bunun üzerine Musa (A.S) asasını attı. O zaman o, apaçık (gerçek) bir yılan oldu.
Ayet 33: Ve elini çıkardı. İşte o zaman onu seyredenler için o, bembeyaz (nurlu) oldu.
Ayet 34: (Firavun), etrafındaki ileri gelenlere: “Muhakkak ki bu, gerçekten bilgin bir sihirbazdır.” dedi.
Ayet 35: Sizi sihri ile yurdunuzdan çıkarmak istiyor. Bu taktirde ne emredersiniz?
Ayet 36: “Onu ve kardeşini beklet. Ve şehirlere toplayıcılar gönder!” dediler.
Ayet 37: Bilgin (alîm) sihirbazların hepsini sana getirsinler.
Ayet 38: Böylece sihirbazlar, bilinen bir günün belli bir vaktinde biraraya getirildiler.
Ayet 39: Ve insanlara: “Siz toplandınız mı?” denildi.
Ayet 40: Eğer onlar gâlip gelirlerse o zaman biz, sihirbazlara tâbî oluruz.
Ayet 41: Sihirbazlar, firavuna geldikleri zaman: “Eğer biz gâlip gelirsek, gerçekten bize mutlaka bir ecir (mükâfat) var mı?” dediler.
Ayet 42: (Firavun): “Evet, muhakkak ki siz o zaman, (bana) yakınlardan olacaksınız.” dedi.
Ayet 43: (Musa (A.S) onlara): “Atacağınız şeyi atın.” dedi.
Ayet 44: Böylece iplerini ve asalarını attılar. Ve “Firavunun izzeti için muhakkak ki gâlip gelenler elbette bizleriz.” dediler.
Ayet 45: Sonra Musa (A.S) asasını attı. İşte o zaman, o (Musa (A.S)’ın asası) onların uydurdukları şeyleri yutuyordu.
Ayet 46: Sihirbazlar hemen secde ederek yere kapandılar.
Ayet 47: “Âlemlerin Rabbine îmân ettik.” dediler.
Ayet 48: Musa (A.S) ve Harun (A.S)’ın Rabbine (îmân ettik).
Ayet 49: (Firavun): “Benim size izin vermemden evvel, siz O’na îmân ettiniz. Muhakkak ki O, size sihri öğreten büyüğünüz (ustanız). Artık yakında elbette bileceksiniz. Ellerinizi ve ayaklarınızı mutlaka çaprazlama kestireceğim. Ve sizin hepinizi mutlaka astıracağım.” dedi.
Ayet 50: “Önemli değil. Muhakkak ki biz, Rabbimize dönücüleriz (dönecek olanlarız).” dediler.