SÛRELER

Tâhâ sûresinin meali (anlamı)

135 (yüzotuzbeş) âyet olup Mekke'de nâzil olmuştur. Sûre, ismini, başındaki Tâ-Hâ harflerinden almıştır. Hz. Ömer'in bu sûre vesilesiyle müslüman oluşu, İslâm tarihinin önemli bir hatıra sayfasıdır. Olay, kısaca şöyledir: İslâm'ın yaman bir düşmanı olan Hattâb oğlu Ömer, Resûlullah'ı öldürme vazifesini üstlenmiş ve bu iş için yola çıkmıştı. Ancak, yolda kız kardeşi Fatıma ile eniştesi Saîd'in müslüman olduğunu öğrenince, önce onların işini bitirmeye karar verdi. Tâ-Hâ sûresini okumakta olan karı-koca, Ömer'in geldiğini görünce Kur'an sayfalarını sakladılarsa da, Ömer onları duymuştu. Okuduklarını görmek istediğini söyledi. İnkâr etmeleri üzerine Saîd'e saldırdı. Kendisine mâni olmak isteyen Fatıma'yı tokatladı. Yüzlerinden kanlar akan Fatıma, cesarete gelerek müslüman olduklarını açıkça söyledi. Kardeşinin haline acıyan Ömer, bu sefer yumuşak bir sesle okuduklarını tekrar istedi. Tâ-Hâ sûresinin yazılı bulunduğu sayfaları okuyunca, Kur'an'ın mucizeli tesirinden nasibini alarak Resûlullah'ın huzuruna gitti ve müslüman oldu.

Ayet 1: Tâ, Hâ.
Ayet 2: Kur’ân’ı sana meşakkat (güçlük) olsun diye indirmedik.
Ayet 3: Huşû sahiplerine zikir (öğüt) olsun diye.
Ayet 4: Arzı ve yüksek semaları yaratan tarafından indirilmiştir.
Ayet 5: Rahmân arşın üzerine istiva etti.
Ayet 6: Semalarda ve arzda ve ikisinin arasında ve de nemli toprağın altında olanlar, O’nundur.
Ayet 7: Ve sen, sözü açıklasan da (açıklamasan da) muhakkak ki O, gizliyi ve daha gizliyi (ve en gizliyi) bilir.
Ayet 8: Allah ki, O’ndan başka İlâh yoktur. En güzel isimler, O’nundur.
Ayet 9: Sana Musa (A.S)’ın haberi geldi mi?
Ayet 10: Bir ateş gördüğü zaman ailesine şöyle demişti: “Durup bekleyin! Muhakkak ki ben, bir ateş gördüm. Belki ondan, size bir kor (nur) getiririm veya ateşin üzerinde (nurun yanında) hidayeti bulurum.”
Ayet 11: Böylece oraya (ateşin (nurun) yanına) geldiği zaman “Ya Musa!” diye nida olundu.
Ayet 12: Muhakkak ki Ben, Ben senin Rabbinim. Şimdi pabuçlarını çıkar. Şüphesiz sen, mukaddes vadi Tuva’dasın.
Ayet 13: Ve Ben, seni seçtim. Öyleyse vahyolunan şeyi dinle!
Ayet 14: Muhakkak ki Ben, Ben Allah’ım. Benden başka İlâh yoktur. Öyleyse Bana kul ol ve Beni zikretmek için namazı ikame et!
Ayet 15: Muhakkak ki o saat (kıyâmet saati), gelecektir. Bütün nefslere (herkese), çalışmalarının karşılığının (ceza veya mükâfatlarının) verilmesi için neredeyse onu, Kendimden bile gizleyeceğim.
Ayet 16: Öyleyse ona (kıyâmet saatine), inanmayanlar ve hevesine (nefsinin afetlerine) tâbî olanlar, sakın seni ondan (kıyâmet gününe îmân etmekten) alıkoymasın. O taktirde sen (de) helâk olursun.
Ayet 17: O sağ elindeki nedir, ey Musa?
Ayet 18: “O benim asamdır, ben ona dayanırım (yaslanırım). Ve onunla koyunlarımın üzerine yaprak silkelerim. Benim için onda, daha başka menfaatler (faydalar) da vardır.” dedi.
Ayet 19: (Allahû Tealâ): “Ey Musa, onu at!” dedi.
Ayet 20: Böylece onu attı. O zaman o, hızla hareket eden (koşan) bir yılan olmuştu.
Ayet 21: “Onu al ve korkma! Onu ilk suretine (durumuna) döndüreceğiz.” dedi.
Ayet 22: Elini, (koynunun) yan tarafına koy (sok). Başka bir âyet (mucize) olarak, kusursuz (lekesiz) ve beyaz (nurlu) olarak çıkar.
Ayet 23: Büyük âyetlerimizden (mucizelerimizden) birini, sana göstermemiz içindir.
Ayet 24: Firavuna git! Çünkü o, azdı.
Ayet 25: (Musa A.S): “Rabbim benim göğsümü şerhet (yar, aç).” dedi.
Ayet 26: Ve bana işimi kolaylaştır.
Ayet 27: Ve dilimden düğümü (peltekliği) çöz.
Ayet 28: Sözlerimi idrak etsinler.
Ayet 29: Ve ailemden bana bir yardımcı kıl.
Ayet 30: Kardeşim Harun.
Ayet 31: Onunla, gücümü artır (beni güçlendir).
Ayet 32: Ve onu, işimde bana ortak kıl.
Ayet 33: Seni, çok tesbih etmemiz için.
Ayet 34: Ve Seni, çok zikredelim.
Ayet 35: Muhakkak ki Sen, bizi görensin.
Ayet 36: (Allahû Tealâ): “Ey Musa! Sana istediğin verilmiştir.” dedi.
Ayet 37: Ve andolsun ki seni, bir kere daha ni’metlendirdik (ni’metlendirmiştik).
Ayet 38: Vahyedilecek şeyi annene vahyetmiştik.
Ayet 39: (Onu sandığa koymasını, sonra onu denize (Nil Nehri’ne) bırakmasını (vahyetmiştik). Böylece deniz, onu sahile atsın, Benim ve onun düşmanı, onu alsın. Ve gözümün önünde (korumam altında) yetiştirilmen için sana, Kendimden muhabbet (sevgi) verdim.
Ayet 40: Kızkardeşin (seni izleyerek) yürüyordu. (Seni saraya aldıkları zaman onlara şöyle) diyordu: “Size, ona kefil olacak (emzirip, bakacak) birisine delil olayım mı (bulmanızda yardım edeyim mi)? Böylece seni, annene döndürdük. Onun, gözü aydın olsun ve mahzun olmasın diye. Ve birisini öldürmüştün. O zaman (da) seni, gamdan (üzüntüden) kurtarmıştık. Ve seni, sınavlarla imtihan ettik. Böylece Medyen halkı içinde senelerce kaldın. Sonra kaderin gereği (takdir edilen zamanda buraya) geldin ya Musa!”
Ayet 41: Ve Ben, seni (nebî olarak) Kendime seçip, yetiştirdim.
Ayet 42: Sen ve kardeşin, âyetlerimle (mucizelerimle) gidin ve Benim zikrimi (Beni zikretmeyi) ihmal etmeyin (daimî zikirde olun).
Ayet 43: Firavuna ikiniz gidin. Muhakkak ki o, azdı.
Ayet 44: O zaman ona, yumuşak söz söyleyin. Böylece o, tezekkür eder (anlar) veya huşû duyar.
Ayet 45: (O ikisi): “Rabbimiz gerçekten biz, onun bize (karşı) ifrata (aşırı) gitmesinden veya azgın davranmasından korkuyoruz.” dediler.
Ayet 46: (Allahû Tealâ): “İkiniz (de) korkmayın! Muhakkak ki Ben, sizinle beraberim, işitirim ve görürüm.” dedi.
Ayet 47: O halde ikiniz ona gidin ve ona şöyle söyleyin: “Muhakkak ki biz, senin Rabbinin iki resûlüyüz. İsrailoğulları’nı artık bizimle beraber gönder ve onlara azap etme! Sana Rabbinden âyet (mucize) getirdik. Ve hidayete tâbî olanlara selâm olsun.”
Ayet 48: Muhakkak ki yalanlayanların ve yüz çevirenlerin üzerine azap olduğu bize vahyolundu.
Ayet 49: (Firavun şöyle) dedi: “Öyleyse ikinizin Rabbi kimdir, ya Musa?”
Ayet 50: (Hz. Musa): “Bizim Rabbimiz, herşeye yaradılışını lütfeden (ihsan eden) sonra da hidayete erdirendir.” dedi.